Hem atladım, hem düştüm- Hesse’ye bir saygı daha


Yaklaşık 2 yıl önce Hermann Hesse’ye selam çaktığım bir yazı karalamıştım. “Ağaçlar” isimli kitabının bana hissettirdikleri üzerine. Şimdi elimde bir başka kitabı var. Sanırım yine 3-4 yıl önce okumuştum. Sevebilen mutludur adlı eseri… 

Bu kitap bana bir portal açmıştı. Ömrüm boyunca sevmek ve sevebilmek üzerine yanlış bir algı geliştirdiğimi hissetmiştim. O güne dek aslında hiç sevmediğim için kızmıştım kendime. Bir aceleyle sevmeye niyetlenmiş, önce hayatımdaki şeylere farklı gözle bakmış ardından da alelacele sevecek bir şey aramaya koyulmuştum. Son aylarda sürekli olarak bu kitap aklımdaydı. Bu hafta cesaret edip açtım ve tekrar okumaya koyuldum. Nerede hata yapmıştım? Kitabı bir kez daha okumaktan büyük keyif aldım. Her şey bir öncekinden daha bir berrak ve açık geldi. Ama her şeyden önemlisi, kendimi yeterince iyi hissettim. Belki aylar sonra ilk kez. Ve hiç de aşina olmadığım bir şeyi duyumsadım, kendini sevmek. 

Sevmek benim için çoğu zaman “vakit ayıramadığım”, “gereksiz”, “mantıksız” bir şeydi. Tuzu kurulara göreydi sevmek ve ben kendimi bildim bileli nemli tuz çuvalı vardı sırtımda. Soluklanıp, iki nefeslenip sevmeye vakit bulamamıştım. Hesse’nin aktardığı gibi “Benim için sevmek kapısı önünde çekingen bir özlemle beklediğim kilitli bir bahçeydi henüz” Sevmek ve sevilmek benim için bayağı, basit ve vasatlara göre şeyler olarak gelirdi. Fakat gün oldu düşüncelerim değişti. İçimde nesnesinden bağımsız bir sevginin, şefkatin ve özlemin biriktiğini hissettim. İçine girmeye çok da niyetli olmadığım dış dünyada sevmeye değer bir şeyi bulunca hemen tutundum. Bir kedi, bir bitki ve bir insan… 

O coşkunluk, heyecan ve azim… Başka ne verebilir bizlere böyle saf bir motivasyonu, yapıcı bir hevesi? Elbette sevmek, sırf kendinden ibaret bir eylem değil. İnsan sevdiği zaman harekete geçmeli, birşeyler yapmalı. İşlerin karıştığı anlar… “Sevgiyi bağışladığımız nesneye her zaman aşırı değer veririz, buradan da pek çok acı doğup çıkar bizler için.” Şöyle uzaktan baktığınızda, filmlerden izlediğinizde “iki kalp bir olunca” olacaklar genelde harikadır. Fakat iş gerçek dünyaya gelince öyle olmuyor. Şartlar, koşullar, içinde yaşadığımız zaman sevginin ve sevmenin kaynağından uzaklaştırıyor bizleri. Öyle ha deyince sevemiyorsanız. Barış Manço ne güzel seslendiriyor “İşte Hendek İşte Deve”… Tam da öyle oldu. Ya atlarsın ya güdersin. İkisini de beceremedim. Pes etmek değil de, tükendim. Ne kurşunum kaldı, ne mecalim. Şartlardan, geçmişten, dünyadan, düzenden her şeyden nefret ettim. Diğer yandan bu düpedüz başarısızlıktı. Kendimden nefret ettim. Bunu iyi yaparım ezelden.  

Hesse şöyle fısıldıyor koşullar üzerine: 

Dağlık bölgelerin insanı olarak ben sessiz, küskün, somurtkanca oturuyordum aralarında. Kendimi yerinden yurdundan edilmiş hissediyordum. Öte yandan artık hiçbir zaman düzde yaşayan biri gibi de olamayacaktım. Onlar gibi şen, çevik, becerikli ve kendinden emin. Böyle biri hep alay edecek, eğlenecekti benimle, Rosi’yle evlenecek ve yine böyle biri duracak benden hep bir adım ileride bulunacaktı.

Elbette şu aşamada seven hataya düşmüştür. Sevgisini sevdiği nesneden soyutlayamazsa eğer yani sevilmeyi de arzularsa, her şeyin yolunda gitmesini umud ederse işler olabildiğince karışıyor. Mutluluğu, sakinliği karşıdan beklerse hataya düşüyor. Çünkü “dağların arasındaki çetin vadilerde” büyüyenler için Hesse’nin deyimiyle “Umutsuz bir sevginin çileleri, kaygıları, çekingenlikleri ve uykusuz geceleri bütün o küçük mutluluklardan güzeldir.” İyi sevgi mutluluk peşinde koşmaz, yanıp tutuşmak, acı çekmek ve seven kişiyi yok etmektir aradığı, alevdir böyle sevgi, ele geçirdiği nesneyi yiyip yutmadan asla sönüp gitmez. İşte tam da bu nedenle düzlüklerde yetişen semirmiş bebeler sevmeyi bilmez, beceremez. “Sevgi acıyla yaşanır, ne kadar özveriyle yaşanırsa o kadar güçlü kılar bizi.”

Kaybetmenin, mağlubiyetin, kalp kırıklığının sıcaklığı biraz olsun soğuduğunda dönüp kendine “elimden geleni yaptım” diyorsan mutlusun. İçin ve vicdanın rahat. Sevmek için ne sevgini yönelttiğin nesnenin karşılığına, ne onun yakınlığına ne de uykusuz gecelere ihtiyaç vardır artık. Çekimserce önünde beklediğin o bahçenin içinde ömür boyu mutlu şekilde yaşarsın. “Keşke…” demeden. Evet, sevdim, sevebildim diyebilmenin gururuyla. Ve böyle bir sevgiyi koşulsuz şartsız sunabildiğin için kendini seversin nihayetinde.

“Sevilmek mutluluk değildir, Sevmeye gelince, işte budur mutluluk.”  

Hermann Hesse 


“Hem atladım, hem düştüm- Hesse’ye bir saygı daha” için bir cevap

Yorum bırakın