“Çok yoğun bir yalnızlık içindeyim.”
Sakın ha! Yakındığım anlaşılmasın. Bu durumdan hoşnutsuz sayılmam. Önceleri talih beni bu boşluğa savurdu. Sonraları ise ben buna sahip çıktım. İster erdem de istersen cesaret yoksunluğu. Artık bunları tartışmıyorum zihnimde. Bu böyle.
Hissettiğim yalnızlık fiziksel, duygusal ya da romantik yalnızlıktan çok daha öte. İnsanların içindeyim. Fakat bir o kadar dışındayım.
Onlarla yaşıyorum sözde, onlarla çalışıyorum. Onların yaşamını iyileştirmek için mesleğimin izin verdiği ölçüde “gereksiz” bir çaba harcıyorum. Ancak yollarımız apayrı seyrediyor. Düşüncelerim, yaşam tarzım, üslubum… Onların yolundan nefret edip, dünyayı nasıl kötü hale getirdiklerinin farkındayken diğer yandan onları içten içe sevmenin, onlar gibi olabilme ihtimalinin çelişkilerini yaşıyorum.
Beni ben yapan her şeyde yalnızlığın nedenlerini buluyorum.
Yaşım gereği çoğu arkadaşımın derdi, yaşam rutini bambaşka seyrediyor. Onların yaşamını ilgilendiren konular beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Benim ilgilerim ve yaşama ilişkin bakış açımsa onlardan taban tabana zıt.
Duygusal ve romantik bağlara güven ve isteğimi rafa kaldıralı çok oldu. İçlerinde sevmeye değer biri bulamıyorum. Kafaları tilkilerle dolu insan yığını. Sevmeyi, sadakati, bedel ödemeyi, şefkati bilmeyen, sürekli gitmeye yer arayan yosma sürüsü içinden öyle olmayan birini bulmaya ilişkin umudumu çoktandır tükettim.
Hal böyle iken yaptığım her şeyi tek başına yapmak, geleceği tek başına hayal etmek kaçınılmaz hale geliyor. Yakınmıyorum, hayıflanmıyorum. Çevremdeki “ışıltılı” kalabalığa (çoğu zaman) özenmiyorum. Ama kimi zaman insan (bu benim gibi ne olduğu belli olmayan bir organizma dahi olsa) konuşmak, paylaşmak istiyor ve bunun gereksinimin duyuyor. Çoğu ortamda konuşulan konulara herhangi bir katkıda bulunmak, insanları ikna etmek, doğru bildiklerimi anlatmak, yanlışlarımı düzeltmek gibi bir motivasyonum kalmadı. Normal insanların bir arada zaman geçirdikleri ortamlarda çok az süre sabredebiliyorum. Bayağı ve “normal” konuşmalardan yüreğim daralıyor. Geçici bir tahammülsüzlük müdür bilinmez fakat sanırım bende bu normal insanlara ilişkin bir merak kalmadı.
Böyle gideceği çok açık olan ve normal şartlarda ortalarında olduğum yaşam nasıl seyredecek hiçbir fikrim bulunmuyor. Havayı, suyu koklayıp yükseklere, bulutların üzerine çıkacağım. Bir in bulup orada hayaller kuracağım. İnsanların ne olduğunu unutup onları tekrar seveceğim. Ardından içlerine inip yeni bir inin hayalini kuracağım. Sanırım bu döngü böyle sürüp gidecek.

Eylül 2025
