Bundan iki yıl önce, yine öncesindeki yıllarca aklımda evirip çevirdiğim düşünceleri hayata geçirme cesaretine eriştim. Yaşadığım şehir, yaşama ilişkin bakış açım, tüketim alışkanlıklarımla birlikte belki de en marjinali barınma alternatifimde yaptığım değişimdi.
Tam zamanlı karavan yaşamında geçtiğimiz ay tam iki yılı devirdim. Bu iki yılda neler olup bittiğini detaylıca aktardım. Lafın gelişi söylenen “acısıyla tatlısıyla” deyimi bu iki yılı gerçek anlamıyla nitelendirebilir. Sayısız manzarada, eşsiz doğaya açılan nice sabah, yıldızların altında nice gece geçirdim. Sürdürülebilir suyla, temiz enerjiyle ihtiyaçlarımı karşıladım. Diğer yandan tüp patlamalarından dondurucu soğuklara, her gün enerji ve su hesabı yapıp bunları temin etmekten klozet tıkanıklığı ve elektrik arızları gibi tamir işlerine birçok sorun ve sıkıntı ile uğraştım günlük rutinlerin içerisinde. İçinde yaşamak için edindiğim Fıçı, sadece haftasonu gezileri için tasarlanmıştı. Biz onun suyunu çıkardık. Bu iki yılda içinde debelendiğim yaşama tam içindeyken dışından bakabilme şansına eriştim. Elbette o yaşamın içindeki kendime de.
Başlarda oldukça motiveydim. Topluma ve içinde yaşadığım insanlar kırgınlığım, küskünlüğüm, kimi zaman nefretim onlardan farklı bir yaşam sürmek için bana güç verdi. Ardından motivasyonum daha içsel kaynaklara evrildi. Doğayla barışık yaşam ve özgürlük gibi. Ben yaşamdan beklentilerimden vazgeçmişken yaşam da bana yönelik yaklaşımını gözden geçirdi bu süreçte. Karavan yaşamımın dördüncü ayında, tüm ülke kira bedellerinden muzdaripken çalıştığım kurum bana çok düşük bir ücret karşılığında lojman tahsis etti.
O dönem bunu bir rüşvet olarak algıladım. Tüm konfor öğelerine yaptığım gibi sıcak ve bedavadan biraz pahalı bir evi elimin tersiyle ittim. Eve hiç tanımadığım bir iş arkadaşını yerleştirdim (Bu arkadaş 2 sene boyunca ayda 25 bin lira tasarruf etti sayemde (Muhtelemen ailesi ona böyle bir iyilik yapmamıştır).
Geçtiğimiz günlerde lojmanla ilgili bir gelişme oldu. Üniversite yönetimi 3+1 daireyi bekar için fazla görmüş olacak benden 1+1’e geçmemi talep etti. Benim için sorun yoktu fakat eve soktuğum arkadaş ilginç şekilde bunu kabul etmedi. Bizzat üniversite yönetimi benimle iletişime geçince bendeki anahtar kopyasını alıp eve girdim. Çöp evle karşılaştım. Evi boşalttım ve tahsis ettiğim arkadaştan acil şekilde evi boşaltmasını istedim. Başta niyetim evi teslim etmekti. Ancak her gün yaptığım uzun yürüyüşlerde konuyu zihnimde evirip çevirmekten kendimi alamadım.
Karavan yaşamını zor hale getiren şey Fıçı’daki eşya fazlalığı, çamaşır sirkülasyonu (özellikle iş gereği giyilen gömlek ve takımlar) idi. Oldukça yoğun tempoda çalışan biri olarak her hafta bu işlerle uğraşmak önemli bir zamanımı alıyordu. Evden ve diğer her türlü konfor öğesinden uzak durmam aslında bir tür kaçıştı: Ya yine kanarsam? Aynı hataları yaparsam? İçinde yaşadığım insanlara inanıp onlar içinde yaşamaya gönül verirsem? gibi şüpheler bu yaşamın tüm nimetlerinden uzak durmama neden oluyordu. Bu bana kötü göründü. Bir süredir her türlü korkusunun üzerine yürüyen biri konfordan ve ona alışmaktan bu denli korkmamalı. Öte yandan iki yıl boyunca kendimi kendime kanıtladım. Bu iş için üretilmeyen bir karavanda yaşayabileceğimi, karşılaştığım zorluklarla bir şekilde baş edebildiğimi, azla yetinebildiğimi kanıtladım. Bu hissi ve yeterlikleri cebime koydum.
Kavgalı iki adam videosunda bahsettiğim üzere bir süredir zihnimde dönen tilkiler bu ev meselesinde düğümlendi. Kaçmak ve ertelemek yerine bu düğümün üzerine gitmeye karar verdim. Evi güzelce temizledim. Birkaç portatif gardrop, çamaşır ve kurutma makinesi alarak eve koydum. Yıllardır karton kutularda nemden perişan olan kitaplarım için kitaplık sipariş ettim. Fıçı’ya istiflenmiş malzemenin, giysilerin hepsini eve taşıdım. Tasnif ettim. Bir haftadır evdeyim. Camımdan Fıçı’yı görüyorum. Giysi ve eşyalarımın tasnif, bakım ve temizlik işi bittiğinde döneceğim elbette. Gerçekten o yaşamı seviyor muyum, başka türlü yapamaz mıyım yaşayarak göreceğim bu yıl. Eşsiz ve zor geçen iki yılın ardından kendimi biraz ödüllendirip koltuğumda kitabımı okurken, kavgalı iki adamın birbirine zeytin dalı uzatmasını umud edeceğim.
Ağustos 2025

