Ben hep uyumsuzdum. Uyumsuz olduğumu anladığım ilk çarpıcı deneyimimi şurada paylaşmıştım. Uyumsuzluğum eğitim sürecim, sosyal etkileşimlerim ve iş yaşamımda başıma çeşitli dertler açtı. Fakat huyumdan vazgeçmedim.
Uyumsuzluğum huysuzluktan öte “yanlış” olarak bildiğim şeyleri kabul etmemek ve o şekilde davranmamaktan ileri geldi genellikle. Fakat biliyorsun toplum içinde doğru ya da yanlış genel geçer mantık ve erdem ilkelerinden öte, genel akım ve çoğunluğun ne yaptığıyla ilişkili. Durum böyle olunca yanlışa, popüler olana uyum sağlamamak kısa zaman diliminde yalnızlıkla sınanmama, fırsatları kaçırmama neden olsa da uzun vadede kendi yaşam akışımda genellikle faydasını gördüm.
Badem bıyıklıların kadro dağıttıkları dönemde diş bileyip bir “abiye” hakaret etmem üniversite kadrosuna yerleşmemi sadece iki yıl geciktirdi. Sonrasında diş bilemeyenler işten atılırken ben onların hapishanedeki sınav görevlerine girerek pis suratlarına sırıtma imkanına eriştim.
Uyumsuz olmak benden çok fazla insanı götürdü. İçinde bulunduğum ortamda genellikle huzur bozan olarak nitelendirildim yanlışları dobraca ifade ettiğim için. Değer verdiğim insanları hatalarından korumak için “acı söylediğimde” hatalara sarılanlar benden uzaklaştılar. Sonradan dönseler de…
Fakat bugün konumuz bu değil. Uyumsuzluğumun bana katkı sağladığı yegane ortamı anlatmak isterim: Finansal piyasalar.
Para piyasasıyla ilişkimi ve yaşamımı nasıl yakından etkilediğini Diyojen’in Çırağı ve Yolculuk Nereye? sekmelerinde detaylıca aktardım, aktarıyorum. Para yaşamımın hiçbir döneminde “benim” için temel motivasyon ya da amaç olmadı. Belki de hata ettim böyle düşünerek bilemeyiz. Ancak aldığım aile terbiyesi ve kendi oluşturduğum etik ilkeler parayla her zaman arama mesafe koymama neden oldu. Küçük bir örnek: Şuan görev yaptığım ilde, maaş karşılığı yapmam gereken işlerin üzerine/dışında birçok iş ve projeyi yürütüyorum. Bu işleri kendi hesabıma, para alarak yapıyor olsam muhtemelen aylık maaşımın birkaç katı parayı zahmetsizce heybeme doldurabilirdim. Bu durumda devlet memurluğuna ilişkin oluşturduğum ahlaki ve etik ilkeleri ayaklar altına almış olurdum. Böylesi bana uygun değil.
Öte yandan, başkalarına zarar vermeden para kazanma imkanı sunan en ulaşılabilir ortam finansal piyasalar. Finansal piyasaların çok temel bir kuralı var. Birileri kazanırken birileri kaybetmek zorunda. Bir diğer deyişle günün sonunda toplam değer kocaman bir sıfır. Birileri birilerinin parasını cebine indiriyor. Burada herkes gönüllü, bilerek, isteyerek yatırım yapıyor. Birşeylerin yükselişine ya da düşüşüne yönelik tahminde bulunuyor.
Piyasa yapıcı dediğimiz büyük sermaye sahipleri davranışsal psikolojiye çok hakimler. İnsanlara umut verip sanal yükselişler gerçekleştiriyor, boyundan büyük hayaller kuran insanları enstrümana çekip, üstlerine ellerindeki tüm malı boşaltıyorlar. İnsanlar korkuyor ve satıyorlar. Piyasa yapıcılar düşen enstrümanı dipten satın alıp yukarı taşıyorlar, büyük hayaller kuran küçük insanlar FOMO’ya (fear of missing out) kapılıp zaten yükselmiş enstrümana paralarını yatırıyorlar. Piyasa yapıcılar tekrar ellerindeki malı boşaltıyorlar. Bu döngü yıllardır böyle devam ediyor.
Uzun yıllar önce ben de boyunu aşan hayaller kuran küçük insanlar safındaydım. Kendim için olmayan nedenlerle, orta sınıf yaşamına katılım uyumlu olmak için elimdeki birikimi ve o birikimden çok fazlasını bu piyasalara yönlendirdim. Çok para kazandım, bir o kadar kaybettim. Fakat yeterince döngüden ve elde edilen acı deneyimlerden sonra bir şeyi fark ettim. Günlük yaşamdaki mizacımı buraya aktarırsam güzel kârlar edebilirdim. Uyumsuzluğumu piyasa okuma şeklime entegre edersem kazanan azınlığın tarafında olabilirdim. Ve kararımı uygulamaya başladım.
Tüm Türkiye borsa konuşurken ben elimdeki hisseleri tepe bölgelerden görünüşte bir neden yokken sattım. Çalışma arkadaşlarım ya da öğrencilerim hisse senedi konuşurken onlarla aynı safta olamazdım. Sattıklarımdan elde ettiğim sermaye ile yurt dışı borsalara yatırım yaptım. Bu sırada Türk borsası gömüldü. Tokatlanan çoğunluk yükselmekte olan yurt dışı borsalara giriş yapmaya başladı. Türk şirketler yurtdışı borsalarda yatırım yapmayı kolaylaştırdı ve reklamlar yayınlamaya başladılar. Kokuyu aldım ve oradan da çıktım. O dönemlerde kimsenin konuşmadığı (beni de birkaç kez hırpalayan) kripto borsasına çok çok düşük seviyelerden giriş yaptım. Birkaç yıl bekledim. Gerekli yerlerde alımlar yaptım. Önceki davranışlarımın tersine artık aylık finansal dengemi kurmuştum. Yani oradan gelecek paraya hiç ihtiyacım yoktu. Yaşamdan parayla gerçekleştirebileceğim bir beklentim yoktu. Halihazırda hayalimi yaşıyordum.
Ve son zamanlarda çok güzel yükselişlere eşlik ederek önemli paralar kazandım. Biliyorum ki birkaç hafta ya da ay sonra çevremdeki insanlar kriptodan bahsetmeye başlayacaklar ve ben o gün elimde ne varsa satış pozisyonuna geçeceğim. Ve hatta piyasaya düşüş yönlü pozisyon alacağım.
Elbette insanın sınavı bitmiyor. Yaşam beni uzun yıllar yoklukla sınamışken şuan aşina olmadığım şekilde varlıkla sınanıyorum. Gözüm eskiden bindiğim lüks araçlara, arazi canavarlarına takılıyor. Güzel gömlekler, ayakkabılar giymek. Köklenmek, insanlar arasına karışmak, onlar gibi olmak.
Neyse ki hatırlıyorum: Ben bir uyumsuzum. Ve parayla yapacağım çok daha iyi şeyler var. Onu sonra konuşacağız.

Ağustos 2025