Çok ama çok zor günler yaşıyoruz. Öyle ki benim artık birçok şeyi umursamayan ruhum bile kimi durumlarda gündemin etkisine kapılıp kararabiliyor. Ekonomik sorunlar, çevre krizi, siyasi bunalımlar, kadın ve çocuklara yönelik istismarlar, mülteci sorunları, çözüm süreçleri… O kadar çok sorunu var ki ülkemizin çözmeyi bir kenara koy, hatırlamak bile oldukça güç.
Bu sorunların her birinin farkında olmama zaman zaman girdabına kapılamama rağmen samimiyetle söylemek gerekir ki, büyük bir kısmını umursamıyorum. İlk ve orta gençlik dönemimde yel değirmenleriyle oldukça fazla savaşmış biri olarak artık neyi yenip neyi yenemeyeceğimi idrak edecek yaştayım.
Umursamadığım sorunlar, üzerinde herhangi bir etkim olmayan sorunları içeriyor. Kimi sorunların da kendi etki alanım içerisinde yer alan kısımlarına odaklanıp gerisine duyarsız kalıyorum. Örneğin kadın ve çocuk istismarı kapsamında kendi yaşamımda herhangi bir kadın ya da çocuğa zarar vermeksizin hatta çocuklarla ilgili kısımda dezavantajlı çocukların yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi için gönüllü çabalarım var. Bunun dışındaki haberlere sağır ve dilsizim. Çünkü can sıkmaktan öte bir işlevi olmuyor. Mülteci meselesi gibi çok boyutlu meseleler için elimden gelen daha küçük bir ile taşınmaktı ve bunu yaptım. Günlük yaşamımda artık böyle bir sorun bulunmuyor.
Benim açımdan yukarıda sıraladığım sorunlar arasında en önemlisi çevre krizi. Ardından ekonomik sorunlar geliyor. Ekonomik sorunlar konusunda yaptıklarımı bu blogda çok detaylı bir şekilde aktardım. Yıllar önce içinde düştüğüm dar boğaz benim tüm yaşamıma ışık tuttu ve o dönemde edindiğim alışkanlıkları halen sürdürüyorum. Böylece içinde bulunduğumuz ekonomik buhranın bana herhangi bir etkisi bulunmuyor. Aksine benim için önemli bir fırsat yarattı, yaratıyor. Diğer yandan en önemli sorun olan çevre için epey fazla çaba sarf ediyorum. İki yıldır beslenme, su tüketimi, akaryakıt tüketimi gibi konularda çok marjinal düzenlemeler yaptım yaşamımda. 2 yıldır sürdürülebilir enerji kullanıyor, olabilecek en az su tüketimi için sınırları zorluyor, yiyecek israf etmiyor, ısınmada gereksiz şekilde yakıt tüketmiyorum. Vakit buldukça çevre yörelerde çöp topluyor, öğrencilerime de zorunlu olarak çöp toplatıyorum. Yine vakit buldukça ormanlarda zaman geçirip ağaçlara sarılıyor, doğanın kokusunu ciğerlerime çekiyorum.
Neden anlattım bunca şeyi? Çaresizler arasında umut dolu olduğum için. Ve bu durum beni bunaltmaya başladı. Yıllardır durum tam tersiydi. Varlık ve refah patlaması yaşanan günlerde uzaktan gelen savaş davullarını duyup kalkan ve zırhımı kuşanmış mutluluk içinde dans eden topluma, arkadaşlarıma derdimi anlatamamıştım. Bugünse yaşamın hemen her boyutunda sorunlar için çaresizce kıvranan çevreme uzaklarda doğan güneşin müjdesini veriyor, yine anlatamıyorum.
Anlatamadığım şeylerin başında insanların eleştirdikleri, kınadıkları sorunun ta kendisi olmaları. Klasik orta sınıf yaşamını sürdüren insanlar bugün yaşadığımız siyasi, ekonomik ve çevre krizinin en büyük sorumluları. Orman yangınları için sosyal medyada sürekli paylaşım yapan ve bana neden suskun kaldığımı soran bir dostuma en son ne zaman ormana gittiğini sordum. Mesire yerlerinde yaptığı haftasonu piknikleri dışında ormana uğramışlığı yoktu. Toplumun bu klasik ikiyüzlülüğü için çok fazla olay sıralanabilir. Yoksulluğu eleştirirler ama hiçbir şey yapmazlar, susuzluğa üzülürler ama eve gittiklerinde yarım saat boyunca duş alırlar, eğitim sistemini eleştirirler, girdikleri derste instagram yenilerler… Çok zor.
Anlatmak şöyle dursun anlamaya bile mecalim yok artık. Yalan bir yaşamın içinde umutsuzca yol alan çaresizlere acımak bile içimden gelmiyor.

Ağustos 2025
