Hayat oldukça hızlı geçiyor. Farkında olmadan çocukluktan yetişkinliğe koşar adım ilerliyor, farkında olmadan bir ömrü geçiriyoruz. Her insanın kendine özgü bir hikayesi olsa da toplumu oluşturan bireylerin hayatındaki rol ve sorumluluklar genellikle belli bir yaşam döngüsüne göre ilerliyor. Benim şu sıralar sürekli yaşadığım ve hissettiğim bir durum var. Ve bu durum çeşitli yazılarda tekrarlamaya başladı. Dolayısıyla bu konuyu biraz uzunca aktarıp kapatmalıyım zihnimde.
Belli bir süredir kendimi kendimle ölçen, eğer bir yarışa gireceksem kendimle yarışan biriyim. Hedeflerimi toplumun beklentilerine göre koyup takip etmek yerine, kendi ilgi, istek ve hayallerime göre dokuduğum özgün yaşam felsefeme göre şekillendiriyorum. Fakat bu her zaman böyle değildi.
Yaşam döngüsü içerisinde ben ve benim gibi azınlığı oluşturan bir grup, geçiş dönemlerinde zaman zaman yaşamın adaletsiz olduğunu düşünmeden edememiştir. Gerçekten de öyle! Yaşama yönelik algı ve isteklerimin filizlenmeye başladığı ergenlik döneminde kendi zamanımın ve talihimin akışı, beni genelin (akranlarımın) döngüsünden savurup attı. O günlerden itibaren kendimi çoğunlukla dışarıda kalmış, “geriden gelen” bir konumda görüp yaşamın adaletsizliğine sitem ettim çoğunlukla. Akranlarımın kolaylıkla ulaşabildikleri şeylere ulaşamıyor olmak ya da çok çaba sarf ederek ulaşır olmak bünyemi fazlasıyla hırpaladı yıllarca.
15 ile 30 yaş arası dönem belki de en zoruydu. Henüz yeni yeni kimlik ve kişilik oluşturduğum dönemlerde ilk başlarda elimde olmayan koşullar beni toplumdan ayırdı. Arkadaşlarımın, beni sevdiğini söyleyen kadınların (sonrasında bir kadının sevgi ifadesini ciddiye almamayı öğrendim), belki de ailemin acımasızca benden uzaklaşmasını izledim. Terk edildiğimi, yarı yolda ya da geride bırakıldığımı düşünmek benim için bir alışkanlık haline gelmişti.
Belli bir süre benden oldukça fazla imkana sahip insanlarla rekabete girdim. Onları yendim, yenmeyi zafer bildim. Yeterince zaman geçtiğinde yoruldum ve bıraktım. Vazgeçtim. Yaşam bana herkesin yolunun farklı olduğunu kafama vura vura öğretti. Kabuğuma çekildim ve 20’li yaşlarımın sonuna doğru farklı bir yaşamın, farklı bir geleceğin hayalini kurmaya, onu tasarlamaya ve yaşamaya başladım.
Bu süre zarfında çevremde olup bitenler, akıp giden hayat, bana zaman zaman geride kalmışlığı hissettirmeye devam etti. Ben bakmasam da, artık hislerimi kontrol edebiliyor olsam da içinde yaşadığım insanlardan farklı bir döngüde ilerlediğimi göremediğim günler oldu. Basit yalnızlık atakları olarak nitelendirdiğim bu zamanlarda hatalı kararlar alıp onlarla birlikte yaşayabileceğim alternatifleri (bunlar apaçık pes edişlerdi) düşledim. Şükürler olsun ki sistem ve girdap beni dışına tükürdü her seferinde.
Birkaç yıldır artık sadece önüme ve kendi yoluma bakıp, başlarda zorunluluk olan bu vazgeçişin altını doldurmaya, belli belirsiz geleceği ellerimde inşa etmeye başladım. Oldukça marjinal kararlarla farkında olmaksızın yaşamanın hakkını vermeye başladım. Bu süreçte çevremdekilere ve çevremde olup bitenlere kayıtsız kaldım. İçinde yaşadığım insanları “gerçekten” önemsemedim. Bu zor gibi görünen dolu dolu günlerde zihinsel ve fiziksel açıdan benzersiz bir güç devşirdiğimi fark edemedim.
Son yıllarda ve özellikle son aylarda yaşam, uzun yıllar önce yollarımı ayırdığım o büyük ana akım insan topluluğunun durumu beni geride kalmışlık ve terk edilmişlik hislerime yönelik algılamalarımın üzerinden tekrar geçmem gerektiğini gösterdi. Yıllardır görüşmediğim “ileride olan”, “şanslı olan” arkadaşlarımın, zamanında beni “yarı yolda bırakan”ların geri dönüşleri, yaşamıma başını sokmaya çalışmaları sıklaştı. Sevdiğim bir tabir olmayan “prime çağıma” girdiğimde.
Çevrem mutsuz evlilikler yürüten, görünüşte lüks yaşayan ancak ekonomik zorluklar içinde kıvranan, yaşam amacını bulamamış, anlamsızlık içinde çırpınan, güçsüz ve iradesiz insanlarla dolu. Tavsiye verilemeyen, burnuna kadar boka battığı için hareket edemeyen bu insan yığınına ilişkin hiçbir sempati ya da empati hissedemiyorum. Gerçek anlamda kurtuluşu olmayan bu kitleye yönelik tek hissim, sanırım acıma. Eski dostlarıma, uzak akrabalarıma, eskiden yaşamımda olan “gerilerinde kaldığımı” düşündüğüm tüm insanlara verebileceğim tek şey acıma ve samimiyetsiz bir “düzelecektir” ifadesi.
Yeni yeni anladığın şey nedir? diye soracak olursan eğer çok net bir ifadeyle ben yaşamın kötü yanını erken gördüm, rotanın zor kısımlarını erken aldım, güçlükleri ve zorlukları ertelemeyip üzerine atıldım. Ve azaldılar. Buna karşın akranlarım bilinçli ya da bilinçsizce düştükleri konfor bataklığında kolay kararlar vererek, verimli çağlarını eğlenceye, sevmedikleri insanlarla evlilik şirketleri kurarak alelade çocuklar peydahlamaya adadılar. Kendilerini tanımadan, yaşamı tanımadan ve nasıl bir yaşam istediklerini belirlemeden kör bir şekilde yaşam yolunda yol aldılar. Günün sonunda onların önünde sarp kayalarla bezeli fırtınalı yollar, benimse önümde geçmişin savaşlarını konu alan şarkıları ıslık çalarak söyleyeceğim düz ovalar kaldı.
Elimden gelen şey anladığım ve anlamlandırdığım bu yolculuğu teorik yaklaşımlarla köprüleyip genç arkadaşlarıma anlatmak. Henüz yolun başındaki insanlara. Yaklaşık 500 gence Kariyer Planlama ve Geliştirme dersinde yukarıda kısaca aktardığım yolculuğun kavramsallaştırılmış halini aktarıyorum 12 hafta boyunca. Elbette bir kısmı bu güzel ve güneşli günlerde neden fırtınalara hazırlanmaları gerektiğini anlamıyorlar. Onlar “ileriden gidenler”. Fakat halihazırda farklı dönemlerden 50 genç arkadaşım ne yapmaya çalıştığımı, onları nasıl bir felaketten ve bataklıktan sakınmaya çalıştığımı anladılar ve sürekli iletişimde olduğum grubuma katıldılar. Bu yolculuğun felsefi, düşünsel, ekonomik boyutları hakkında her hafta gönüllü olarak onlarla oturumlar düzenliyoruz. Faydalı oturumlar. Bu süreç zarfında ben de olan biteni daha iyi anlıyorum. Daha huzurlu ve dingin bir gelecek için kendimle yarışıyorum.
Uzun lafın kısası yıllar sonra anlıyorum ki terk edilme, geride kalma olarak görünen şey aslında yerinde kalmayı tercih edenlerden uzaklaşmaktı. Yalnızlık olarak algıladığım şeyse bir kendilik mücadelesiydi.

Haziran 2025