20’li yaşlarımın ortalarında her şeyi bildiğini iddia eden, yaşam deneyimi itibarıyla kendini olgun sanan, başarıyla kibirlenen, öfkesi en çok kendine zarar veren, ele avuca sığmaz bir sirke küpüydüm.
20’li yaşların sonuna doğru ise “artık böyle gitmeyeceği” fikrine içten içe inanmış fakat başka türlü nasıl olacağını hayal bile edemeyen “kaybolmuş” birine dönüştüm. Anlam arayışından sıkılır hale gelip yitip gitmek üzereyken, tesadüf müdür sipariş midir bilinmez, yaşam beni Dul Kadının Çocukları’yla tanıştırdı. Aslında uzun zamandır hayatımda olanlar, uzun yıllar önce bir cenaze töreninde omzumu sıvazlayan bir el, bana bambaşka bir dünyanın kapılarını araladı.
Sırların, ritüellerin, sembollerin dünyasında zaten ölmek üzere olan kendimi uçurumdan attım ve karanlık bir mahzende yeni kendimi aradım. Yaşam yolunda çırak oldum.
Yıllar geçti. Hayatım gerçek anlamda ters yüz oldu. Beni çok uzun yıllar boyu tanıyanlar değişimi neye yoracaklarını bilemediler. Beni tam anlamıyla tanıdığını sananlar dahi ancak çok az bir bölümünü görebildiler yaşamımın.
Öğrendikçe eğildim, kibrimden kurtuldum.
Göstermemeyi, övünmemeyi öğrendim.
Yaşamı ve onun getirdiği zorlukları doğru şekilde algılamayı öğrendim.
Kendime döndüm. Kontrolümde olmayan şeylere odaklanmamaya alıştım. Öfkemden kurtuldum.
Geçtiğimiz hafta, yıllar boyu süren emek sonunda, usta oldum.
Mayıs 2025
