23 Nisan’ı ofiste sınav okuyarak geçirdim. Öğrencilere nereden daha fazla puan veririm çabasındayken akşama doğru telefonum çaldı. Arayan eski bir öğrencim, şimdilerde arkadaşımdı.
“Hocam deprem oldu…”
Bir yandan onunla konuşurken diğer yandan internete girdim. Gerçekten İstanbul sallanmıştı. Herkes sokaklara dökülmüş, yüksek binaların arasında çaresizce bekliyorlardı. Telefonun diğer tarafındaki öğrencim “haklıymışsınız hocam benim de acilen sizin gibi …” ile devam eden bir konuşma ile içini döktü. Ona “kendi hayalini kur.” dedim ve sakinleştirmeye çalıştım.

Telefonu kapattıktan sonra biraz canlı yayın izledim. Sonra twitterdaki resimlere baktım. Gördüklerim ve izlediklerimden hissettiklerim acziyet, çaresizlik, korku ve kaygıydı. Kimileri bunun politik olduğunu, şehirlerin “birileri” tarafından depreme dayanıklı hale getirilmesi gerektiğini ifade ediyordu. Kimileri arabalarında bekliyor, kimileri bulabildikleri kaldırım taşında pinekliyordu. Üzüldüm.
Sarsıldılar. İçine düştükleri, başka türlüsünü görmek istemedikleri, bile bile ve gönüllü olarak sürdürdükleri kölelik sistemini fark etmeleri için böyle sarsılmaları gerekiyordu. Peki sarsıldılar da ne oldu? Hiçbir şey. Öyle gömülmüşler ki fare tuzağına başka türlüsünü hayal bile edemiyorlar. Vazgeçemiyorlar. Akvaryumdaki balıklar gibi dışarı çıktıklarında öleceklerini biliyorlar. Devam ediyorlar. Kendini zeki sananlar hükümetleri ya da belediyeleri suçluyor sorunun bir parçası olduklarını görmezden gelerek. Diğerleri şükrediyor kurtulduklarına, dua ediyorlar. Zengini, fakiri fark etmiyor. Hepsi aynı delikte çaresizce kıvranıyorlar.
Bense sadece üzülüyorum. Bu sıraladığım insanların içinde sevdiklerim, tanıdıklarım var. Elimden bir şey gelmiyor tavsiye vermekten başka. Bir kısmı dinliyor, çok azı hak veriyor. Marjinal fikirlerimi ve yaşamımı anca böylesi travmalarla anlamlandırabiliyorlar. Ve iş işten geçtikten sonra “Nasıl?” diye soruyorlar. Elimden bir şey gelmiyor. Diğer yandan yaşam yolunda kat ettiğim yolu takdirle karşılıyorum. Kimi zaman gözüme yabancılaşan, sorguladığım yaşamım ve beni bu yaşama yönlendiren etmenler daha somut hale geliyor.
Sarsıldılar. Umarım unutmazlar. Umarım kölelikle sınanan insanlar hemen bugün farklı bir yaşamı düşler, somut adımlarla zincirlerini zorlar. Umarım korktukları, onlara yabancı gelen Avare Kurt’un uluduğu sisli dağların yolunu tutarlar.
Nisan 2025
