Sadık dost


Temelde sadakat temelleri derinlerde olan, dış etkenlerle şekillenmeyen, içten bağlılık olarak ifade edilebilir. Sadakat genelde insanlara atfedilir. Fakat ilginç şekilde insan çoğunlukla sadakat gösteremez. Çok nadir insan dışsal etkenlerden etkilenmeden duygu, düşünce ve bağlılığını muhafaza edebilir. Çevremdeki etkileşimlerde genellikle olduğu yerde olan, insanlara güven borcu veren, onların iyiliği için kendi çıkarlarımı ertelemeyi yük görmeyen bir mizaca sahip olmama karşın genellikle bu borç geri ödenmez. Defalarca gerçekleşen bu durumdan ötürü ben artık yaşamımdaki insanların omuzlarına orada aynı şekilde kalmalarını yüklemem.

Buna karşın bana sadık olan, çıkar gözetmeksizin verdiklerimi bir zaman sonra geri ödeyen bir dostum var: İşim. Hiçbir zaman “kendine çalışan” biri olmadım. Çoğu zaman geceleri aslında o an işime yaramayacak olan detay konular hakkında kafa patlatarak, okuyarak ya da yazarak uykusuz şekilde geçirdim. Zaman zaman tükenip sızlansam da belli aralıklarla bu işler öyle farklı şekillerde önüme geldi ki, şaşırmadan edemedim. Örneğin henüz kimse mülteciler üzerine düşünmezken tek derdi onlara evlerini fahiş fiyatlara kiralayıp ucuz iş gücü olarak çalıştırmakken ben mülteci çocukların eğitim deneyimleri üzerine okullarda veri topladım ve makale yazdım. Başlangıçta bana hiçbir katkısı olmayan bu emek yıllar sonra önemli bir mesleki kadroya başvurumda kritik rol oynadı. Geçtiğimiz hafta ise benzer ve daha önemli bir durumu tekrar yaşadım. Bakanlık ve UNICEF tarafından yürütülen bir projeye uzman olarak davet edildim. Tamamen külfet olan bu işe biraz gönülsüz şekilde gittim. Bir hafta boyunca oraya ülkenin dört bir yanından gelen öğretmenlere uzmanlık alanım olan konuda bir şeyler aktarmaya çalıştım. Diğer uzmanlar dışarıda ikramları sıyırıp sigara içerken benim “çıkar gözetmeksizin” harcadığım bu çaba UNICEF eğitmenlerinin gözünden kaçmamış olacak ki bakanlık yetkilileriyle birlikte beni ayrı bir odada toplantıya çağırdılar. Üzerinde çalıştıkları ve doktora tezimin konusunu kapsayan bir proje için görüşlerime danıştılar. Doktora tezim, bir tez için oldukça emek yoğun bir dolu angarya iş içeren bir süreçti. Hocalarımın ve arkadaşlarımın uyarılarını görmezden gelerek bir dolu zorlukla süreci tamamladım. Tamamladığımda da bütüncül bir model ortaya çıktı. İşte o günlerde “yapmam gerekli olmayan” şeyleri yapmanın bana getirdiği deneyim ve birikimle yaptığım sunum ve projenin tıkandığı noktalara getirdiğim öneriler bu üst düzey bürokratların dikkatini çekti. Bütçe konusu konuşulduğunda söylediklerimse işin gidişatını değiştirdi. Sıraladığım iş ve işlemlerin bütçesini sordular. Benden yana yol ve konaklama dışında bir gider olmadığını ifade ettim. Şaşkın gözlerle birbirlerine baktılar. Bu işten benim çıkarım bu ülkenin dezavantajlı kesimlerine dokunmak olacak. Tıpkı çalıştayın gerçekleştirildiği otelde komilik yapan bir özel çalışanı salondaki 75 özel eğitimci arasında sadece benim fark etmem ve yaşamına dokunmam gibi.

Uzun lafını kısası. Çok insana karşılıksız verdim. Pek azından vefa gördüm. Öte yandan işime ne verdiysem o bana eksiksiz şekilde geri döndü. Ben vermeye devam edeceğim. Çıkar gözetmeden yaşamaya devam edeceğim. Fakat aklımdan çıkarmamam gereken bir şey var: Hiçbir insanı işimin ve hayallerimin önüne koymayacağım. Çünkü işim benim sadık dostum.

Nisan 2025


Yorum bırakın