Hayat üzerine binlerce özlü söz var bize nasıl yaşamamız gerektiğini söyleyen. Deneyimlere dayalı karşılığında büyük bedeller ödenen sözler. Bir makina tabiatlı olsak ve tüm bu deneyimler bizlere baştan yüklenmiş olsa ne kadar kolay olurdu yaşamak!
Fakat bizler bu sözleri bilmemize ve hak vermemize karşın çoğunluklar o deneyimleri elde ettiğimizde “Gerçekten doğruymuş” diyerek hak veriyoruz atalarımızın deneyimlerine. Yeterince zaman bedelini ödediğimizde.
Geçtiğimiz hafta iki farklı dostumla ayrı ayrı gerçekleştirdiğim etkileşimler, kendime ve yaşantıma bu zaman girdabında yukarıdan bir bakış atma fırsatı sundu ister istemez. Geçtiğimiz haftanın başında bir çocukluk arkadaşım çekingen bir şekilde bayramımı kutladı. Mahcubiyetinin nedeni bana borçlu olması ve vaad ettiği günde borcunu ödememesiydi. Ben birine borç para verdiğimde kafamda o parayı gitmiş sayarım yahut hiç vermem. Ancak bu durum onun mahcubiyet hissetmemesine engel değildi. Bayramlaşma sohbetinin ardından önceki günlerde benim yanımdan geçmesine karşın selam vermemiş olmasına istinaden nedenini sordum. “Yüzüm yok!” dedi. Kendisi oldukça varlıklı bir ailenin çocuğu. Dışarıdan bakıldığında lüks araba ile gezen, itibarlı, iyi giyinen, iyi yaşayan, küçük bir ilin uyduruk sosyetesinden. Oldukça şaşırdım. Dostça yaklaşımım onu rahatlatmış olacak ki, sahte ilişkilere dayalı çevresine haykıramadığı şeyleri benimle paylaştı. Ne büyük yıkım! Benden aldığı 50 bin liralık borç anladığım kadarıyla borçlarının en hafifi. Uçan kuşa borç yapmış halde yaşıyor. En kötüsü kumar ve uyuşturucu kabusuna tutulmuş halde. Anlaşılan o ki dönülmez akşamın ufkunda. Ne yapacağını sorduğumda bir şey diyemedi. Çaresiz olduğunu söyledi. Onunla empati yapmaya çalışsam da beceremedim. Her gün, günlük yaşamda sürdürmeye devam ettiği sahte rollere karşın çukurda yaşıyor olmak… Benim anlayamadığım bir durum. En azından böylesini. Arkadaşıma nasihat gerekmiyordu. O her şeyin farkındaydı. Birer kadeh rakı yuvarladık. İkişer sigara içtik. Para dışında bir ihtiyacı olursa aramasını söyleyerek yanından ayrıldım.
Birkaç gün sonra bir lise arkadaşımla görüşme şansı bulduk. Lise andacı uzun yıllar bendeydi. Kendisiyle birer kahve içip andaçtaki kişilerden ve lise anılarımızdan bahsettik. Arkadaşım Türkiye derecesi yaparak okuldan mezun oldu. Uzun uzun konuştuk. Onca geçen yıl sonra konuştuklarında en son görüştüğümüz dönemki muzaffer halini görmekte zorlandım. Aksine çok farklı bir insanla konuştum. Yıllar geçmesine karşın hemen hemen aynı yerdeydik. Ve dahi akademik anlamda onun epey ilerisinde sayılırdım.
Yıllar… Yıllar geçtikten sonra anlıyoruz tercih ve kararlarımızın etkisini. Artık iş işten geçince. Sonuç ya iyi oluyor ya da ağır bir pişmanlık. Ben derin düşünmeyi, ölçüp tartmayı bir günde öğrenmedim. Bunları öğrenirken çok ağır bedeller ödeyip yükler taşıdım.
Yaşamımın ilk yıllarında, ergenliğe dek parayla ilgili hiçbir sorunum olmadı. Bir fanus içinde istediklerime ve belki çok çok fazlasına ulaştım. Yaşıtlarım bisikletle gezerken ben ayağımın altında beygirler dolusu bir Mercedes’le yan yapıyor, tekere getiriyor, deli deli hareketler yapıyordum. Hayaller kuruyordum. Başarılıydım da. “Allah vergisi bir zeka”nın yardımıyla hiç çalışmadan iyi notlar alıyordum. Sınavlarda yaşadığım ilde ilk 10’daydım. Farkında olmadan geçti yıllar. Ardından dünya başıma yıkıldı. Hemen her şey tam olarak tersine döndü. Ağır maddi zorluklar, giden dostlar, sevgililer, elden kayıp giden hayaller ve parlak bir gelecek.
Bilinçsiz bir şekilde kendimi Eskişehir’de buldum. Hiç aklımda olmayan bir şehirde, hiç aklımda olmayan bir bölümü okurken… Artık her şey bitmişti. İlk yıl çok zorlandım. Panik atak, kaygı, depresyon türlü belalar. Hatalar yapmak için o kadar çok nedenim, bahanem vardı ki! Artık tüm akranlarımın bir daha ulaşamayacağım şekilde gerisine düşmüştüm her türlü açıdan. Lisans eğitimimin birinci yılı bu şekilde geçti. O yaz tatilinde memleketime dönmedim. Üç ay boyunca gerçek anlamda bom boş bir öğrenci şehrinde, günde bir ekmek ve birkaç domates alabilecek şekilde ayarlanmış bir bütçeyle ilk zoraki çile günlerine giriş yaptım. İstesem ailemden kalan ve o günlerde görüşmediğim iki kişiden para isteyebilir, arkadaşlarımdan borç alabilirdim. Dedim ya, birçok hata yapabilirdim. Beni oldukça yüksek sesle davet eden o kötü yola yönelebilirdim. Tam anlamıyla sıfırdan başlayarak. Hem de iki kez. Ben ayağa kalkmayı seçtim. Şansını kaybetmiş, talihi ona yüz çevirmiş, çevresinde kimsesi kalmayan bir çocuk olarak, yetişkin olmayı seçip o günün nimet ve zevklerinden vazgeçtim. Çalıştım, edindim, başarısız oldum, azmettim ve başardım. Bugün başka hayallere meyletsem de, o günün şartlarında olabilecek en iyi yerlerden birine geldim. Bunları fark etmemi sağlayan geçmişteki beni bana hatırlatan eski arkadaşlarım ve onlarla geçirdiğim zamandı.
Bunları neden yazıyorum. Bu his ve duygular iki farklı dostla yıllar sonra yaptığım görüşmeler sonrasında hissettiklerimdi. Bu yaşamda neyin başarı, neyin iyi, neyin kötü olduğunun kararını ancak ve ancak yıllar veriyor. İçinde yaşadığımız o “an”da çaresiz, bitmiş, tükenmiş hissetsek de elimizde ölmediğimiz sürece çok önemli bir hazine var. Ona “yarın” diyoruz. Olur da gizli kapaklı tuttuğum bu bloğa iliştirdiklerim önüne düşer, denk gelirsin. Pes etme! Korku ve kayıplarınla yüzleş. Hata yapma. Bilirsin donmakta olan insanlara uyumak çok tatlı gelir. Ancak bu yaptıkları son hatadır. Zor görüneni yap. Hayal kur, derin düşün ve yaşa. Henüz yarınlar varken.
Nisan 2025
