Boykot ama nasıl?


Bugün tüm ülkede boykot çağrısı yapıldı. Huyum olmamasına rağmen biraz çarşı pazar gezdim. Pek bir durgunluk göremedim. Ekonomik krizin getirdiği durgunluk dışında. Belirtmek gerekir ki küçük bir ilde yaşamanın güzel yanı, ülkenin gereksiz sıkıntı ve gündemlerinden uzakta yaşamak konforunu sunabilmesi. Buraya, bu küçük yerleşim yerine yıllar sonra istekli şekilde dönmemin en büyük nedenlerinden biri bu gibi karmaşık zamanlardır. Küçük il ve ilçelerde, emeklilerin yaşadıkları bölgelerde suni gündemin, yapmacık sürtüşmelerine şahit olmuyorsunuz. Her neyse, konumuza dönelim.

Boykot demokratik toplumlarda orta sınıfın elinde bulunan faydalı ve işlevsel bir silah. Tüketim ekonomisine dayalı kapitalist toplumda tüm yapı, ücretli orta sınıfın harcadığı paraya dayalı. Tüm çarklar onun tüketimiyle dönmekte. Zihni ve aklı, yine egemenler tarafından türetilen konfor öğelerinde olan bu uyuşmuş/uyuşturulmuş grubun tüketim tercihlerini manipüle etmek adına davranış psikolojisi kuramları, reklamlar, promosyonlar ve kampanyalar yoluyla insanların cebine maaş olarak koydukları parayı olabildiğince erken alıp, mümkünse daha fazlasını harcatmayı amaçlıyor. Hal böyle iken kuşatılmış, ağır sorumluluklar altına sokulmuş ücretli kesimin elinde, çalışmaktan vazgeçemeyeceğine göre, tüketmemek kalıyor. O tüketmediğinde yahut tüketim alışkanlıklarını değiştirdiğinde o büyük ve kudretli sermaye grubunun kitlenip kalmaması için hiçbir neden yok.

Ülkemizde de belli bir sermaye grubuna yönelik boykot kampanyası yürütülüyor. Bu boykot çağrısını samimi ve anlamlı bulmuyorum. Gerçek bir boykot zaten bir gün süreli gerçekleştirilmez. Öyle ki bu ilerici, bizlere direnmeyi öğreten bu kızıl kitle, akşam saatlerinde fenerbahçe-galatasaray karşılaşmasını izlemek üzere yandaş kanal atv ekranlarında buluştu. Boykotları bir gün bile süremedi. Ne yaptıklarının, neyi savunduklarını farkında değiller. Son günlerde ülkemizde aslında yeni bir şey olmadı. Yıllardır insanlar haksız yere tutuklanıp hapse atılmakta, insanların cebindeki para değersizleştirilmekte. Misal Ümit Özdağ ortada hiçbir neden yokken 3 aydır hapiste. Bugün meydanda olanlar neden döküldüler bir anda? Çünkü reaktifler. Etkiyle tepki veriliyor. Bayramı cezaevinde geçiren çocuklar, genç arkadaşlarımız ne için sokağa çıktıklarını biliyor muydu? Neyin bedelini ödüyorlar? Özgürlüğü elinden alınan ibb başkanının ideolojisi gerçekte nedir? 10 yıl sonra onun da canavarlaşacağını hepimiz biliyoruz. Sahi, ibb başkanının ülkedeki birçok şeyi düzelteceğine dair umut besliyorsak (ki besliyorduk) burada temel suçlu bize kendisine tıpış tıpış oy vermeyi reva gören kemal kılıçdaroğlu değil midir? Son seçimde adaylıktan çekilseydi eğer bu işler belki de hiç yaşanmazdı. O kadar çok şey söylenebilir ki… İnsan artık yoruluyor. Ve bugün artık birşeyler söylemek, tepki vermek ve protesto etmek için oldukça geç. Ülkeyi yöneten erk, son yıllarda oldukça fazla kan kaybeden ve bir sonraki seçimde doğal şartlarda yıkılacak olan erk, toplumu tam olarak istediği alana çekiyor. Anlamsızlık ve kutuplaşma alanına.

Ülkemizin temel sorunu bu anlamsızlık hali. Herkes bir şeyleri ifade ediyor, savunuyor, onun için belki hapse giriyor ama anlamını idrak etmiş durumda değil. Bu olmayınca hiçbir yere gidemiyor, hiçbir ilerleme kaydedemiyor, huzura erişemiyorlar. Çalıştıkları işi, yaptıkları sporu, okudukları kitabı, yedikleri yemeği, oturdukları daireyi… hemen hiçbir şeyi derinlemesine düşünüp akıl ve mantık çerçevesinde değerlendirmiyorlar. Hal böyleyken bu ülkenin muhafazakarları da sözde ilericileri de birbirlerinin simetrik kopyası olan iki farklı bağnaz topluluğuna dönüşüyor. Bu iki grup bağnazlık ve cahillikte birbirleri ile yarışıyorlar. Tek farkları şekiller. Kimileri bar ya da kafelerde boş muhabbetler ederken, kimileri cemaat kıraathaneler ya da gözden ırak kurtarılmış bölgelerinde aynı boş içerikli sohbetlerle saatleri eritiyorlar. Temel motivasyonları birbirlerinin karşısında olmak. Fakat sosyal ilişki paternleri, düşünme biçimleri birbirleriyle hemen hemen aynı. İçinde yaşadığımız son günler bunun çok açık örneği.

Her iki grup da birbirine sosyal medya üzerinden nasıl tepki verilmesi gerektiğini buyuruyorlar.

Her iki grup da çok ağır bir mutsuzluk ve umutsuzluk içerisinde kıvranıyor, bunun nedenini karşıdaki grupta buluyorlar.

Her iki grup içerisinde de topluma gerçek anlamda hizmet eden, üretken işler yapan kesim oldukça azınlıkta.

Peki ne yapmalı?

Gerçeğin ve doğrunun rafa kaldırıldığı bu ortamda güncel siyasi polemiklerin nesnesi haline gelmemek gerekiyor. Böylesi günler yaşandı, yaşanacak da… Eğer sen kendini bu iki görüş havuzunun dışında görüp “apolitik davranmak” damgasını yemekten, hiçbir şey yapmıyormuş gibi hissetmekten, adaletsizliğe destek olmaktan suçlu görüyorsan bu haksızlığı kendine yapma. Günlük yaşamına ve kendine dön. Kutuplaşmış toplumun medya organları aracılığıyla seni, zihnini ve duygularını manipüle etmesine izin verme. Savunmadığın düşüncelere kendini alet etme. Sana bunu yıllarca aktif siyaset içinde bulunmuş, Gezi eylemlerini görmüş biri olarak salık veriyorum. Çözüm siyasette ve onun ürettiği yapay polemiklerde değil. Çözüm gerçekten senin elinde. 24 saatini nasıl ve hangi zihniyetle geçirdiğinde.

Şimdi dön ve içinde yaşadığın topluma bak ve boykot et onu. Samimiyetsiz ilişkilerini, hor görülen ve sesi duyulmayan katmanlarını, yoksulları, yetimleri, nitelikli eğitime erişemeyenleri, çevre felaketlerini, o normal görülen yaşamın nasıl bir müsriflik içerisinde kaynakları tükettiğini gör. Ve onları tanı. Ve gerçekten birşey boykot etmek istiyorsan, onları boykot et. Bir yaşam inşa et. Başın dik yürü. Yüksel, özgürleş ve huzura eriş.

Nisan 2025


Yorum bırakın