Bir gün bir Ben, çevresine ve aynaya bakmış. Ne çevresinde ne de aynadaki Ben’de peşinden gidilecek bir kıvılcım olmadığını görmüş. Umutsuzluğa düşmüş. Bir hevesle hareket etmek istese de çakılı kalmış. Elleri ve bileklerinden zincirliymiş tıpkı çevresindekiler gibi. Baktı ki bu umutsuzluk ölümcül bir hastalık. Benzemeye çalışmış çevresindekilere. Beceremedikçe daha da derine inmiş umutsuzluk kuyusunda. Yine bir gün bir karar vermiş. Bir yandan sıkmış dişlerini diğer yandan düşlemiş olmak istediği Ben’i.
Öyle bir düşlemiş ki o Ben tüm ayrıntılarıyla mevcutmuş zihninde. Ben dişlerini sıkarken zincirleri de yıpratmayı ihmal etmemiş. Milim milim eritmiş zincirleri dişini sıkarken ve sonunda zincir erimiş, Ben özgür kalmış. Özgür kaldığında umutsuzluğuna bilinmezliğin kaygısı eklenmiş. Buna karşı Ben, düşlediği Ben’e yelken açmış. Kurduğu hayal günlük güneşlik zamanları değil, zor bir yolu gerektirmiş. Geçici bir zorluktan ziyade sürekli, yineleyen ve normalleştirilmesi, kabullenmesi, alışılması gereken soğuk, sıcak, yurtsuzluk ve kimsesizlik ihtiva eden Altın bir yol.
Ben bu yolda yürürken, uzaktan belli belirsiz, gönlünü hoş eden ezgiler duymuş. İradesi hayır dese de ayakları ister istemez bu ezgilere doğru seğirtmiş. İradesi ağır basmış yolunda devam etmiş. Bu karışıklık irade lehine devam ederken bir ezgi diğerlerinden daha kesif daha baskın şekilde çınlamış Ben’in kulaklarında. İrade yine yapmış yapacağını ancak bu kez ayaklar kazanmış. Ben ezgiye doğru ilerlerken sisler içerisinde bir yandan sıcaklığı ve rahatlığı hissetmiş içinde. Bunlara karşı koymamış fakat orada bir yerlerde kayalıkların olduğundan emin, bir gözü hayalini kurduğu yoldaymış.
Yola çıkmadan bilgeler ona Siren’lerden bahsetmiş. Gezgin ve avareleri yollarından edip, kayalıklara yönelten ve ruhlarını emen varlıklar… Duyduğu ezginin baştan çıkarıcı Siren’lerin tuzağı olduğunu bile bile yürümüş. Çünkü bu ezgide başka bir şey, cezbedicilik yanında bir çığlık, yardım çağrısı olduğunu düşünmüş. Demiş ki Ben, acaba bu Siren de içinde yaşadıklarından bıkmış, yeni bir Siren mi hayal etmekte? Acaba yürür mü benim yürüdüğüm yoldan? Derken baştan kabul etmiş olduğu umutsuzluğu bir süreliğine dinmiş. Yüreğinde farklı bir umut belirmiş ona güç veren. Siren’in git gelli yoluna dayanmasını sağlayan.
Ben bir yandan yürürken diğer yandan rotasını değiştirmiş kendi yoluna doğru. Siren cezbedici ezgisini mırıldanırken bir yandan meyletmiş Ben’in yoluna. Bir süre yürümüşler paralel hizada. Sonunda Siren’in yolu bitmiş ve bir karar vermesi gerekmiş. Ya içinde bulunduğu -belki de artık bunaldığı- adadan atlayıp Ben’le yürüyecek yahut burada kalıp diğerleriyle birlikte kendini, yolunu kaybetmiş Benleri tuzağa çekecek…
Ben’in durması mümkün değilmiş, zincirlerini kendi isteğiyle çözdüğünden beri. Bir gözü Siren’in adasında diğer gözü kendi yolunda arkaya bakarak yol almaya devam etmiş. Ve düşünmüş insanları yolundan etmek için var olan Siren’ler kurtarılır mı?
Şubat 2025
