Kitabımız Dünya’dan daha gelişmiş fakat yok olmaya doğru giden Anthea gezegeninden bir yabancının gelişi ile başlıyor. Görev bellidir. Dünya’da Anthea’da yüzyıllar önce keşfedilen gelişmeleri yeni bir icat olarak satarak para kazanmak, bu para ile saygınlık elde edip büyük bir uzay “feribot’u inşa etmek. Böylece kahramanımız Newton hem yok olacak gezegeninde ölüme mahkum 300 soydaşını kurtarabilecek hem de Dünya’nın kendilerininkine benzer bir yıkıma gitmesini engelleyecektir. Fakat işler istendiği gibi gitmez.
YORUM
Kitap konusu itibariyle bilim kurgu gibi görünse de gerçekte bizi bize bir yabancının gözüyle anlatıyor. Topluma yabancılaşan kimselerin içinde yaşamaya mahkum oldukları aptalların kurtarılmaya değer olup olmadığının karmaşasını çok basit şekilde aktarıyor.
Başlangıçta, Yazar Tevis çok akıllıca bir iş yapmış. Romanın baş karakteri olarak bir uzaylıyı seçerek Camus gibi bohem bir yabancılık yerine gerçekçi ve somut bir yabancılıkla mesajını daha etkili anlatabildiğini düşünüyorum. Thomas Newton bir planı olan, belli bir bilinç ve deneyim düzeyinde, sağlık bir akıl yürütme sürecine sahip organizma olarak insanların dünyasında yabancılık yaşıyor. Hiçbir yolu olmayan, nereye gittiğini bilmeyen orta sınıf içerisinde yaşamaktan dolayı hissettiğim yabancılığa girdap ve fare yarışına dair düşüncelerimi paylaşırken defalarca değinmiştim bu blogta.
Dünya’mızın sorunları çok net ve açık. Farklı bölgelerden 10 kişi bir masanın etrafında toplansa, tüm sorunlarımızın ortaya konarak çözüm yöntemlerinin belirlenmesi iki saati geçmez diye düşünüyorum. Ancak bu, maalesef hiçbir zaman olmayacak bir ihtimal. İnsanlık topluluğunun maalesef çok büyük çoğunluğu kurtarılmayı hak etmiyor. Kendi küçük çıkarları ve konforuyla ters düştüğü için tüm dünyayı yıkıma sürüklemek bir sorun oluşturmuyor insanlık için. En azından şimdilik… Dolayısıyla toplumun iyiliğini düşünenler ömürleri boyunca ‘topluma rağmen’ düşünmeye ve sonunda tıpkı Newton’da olduğu gibi ‘körleşmeye’ mahkum oluyorlar.
Newton Dünya’da bir süre geçirdikten sonra kendinden basit ve aptal bu türden korkmaya başlıyor. Onun deyimiyle “insanlığın konfor, dedikodu ve hedonizm” üzerine kurulu normali benim de yabancı olduğum ve korktuğum bir oldu. Öyle ki planlamadığım sosyal deneyimlerde kimi zaman -bir tanesini çok yakında yaşadım- karşı tarafın kötülüğüne denk bir iletişim yolu bulamamam nedeniyle öfke nöbetine tutulmama neden oluyor.
Okunması çok basit olan Dünya’ya Düşen Adam, zihnimin bulanık, kalbimin kırık olduğu bugünlerde bana küçük molalar verme imkanı tanıdı.
Newton bu dünyaya vaktinden önce gelmişti. Dünya’nın ve içindeki insanların yaşadıklarını kendi toplumu yıllar önce yaşamış ve gezegeni yaşanılamayacak bir yer haline gelmişti. Newton sadece kendi medeniyetini kurtarmak için değil yeni yerleşecekleri bu dünyayı kurtarmaya ilişkin planlar da hazırlamıştı. Buna karşın dünya, henüz onun amacını anlayabilecek düzeyde değildi. Dünya’nın kendi hatalarını kendi yapıp, işler içinden çıkılamaz hale geldiğinde çok pahalıya mal olan bir bilgeliye erişmesi gerekiyor. İş işten geçtikten sonra…
Birkaç yıldır (belki 5 yıl) zaman ve enerjimin bir bölümünü insanlara akademik süreçler ve kariyer alanları konusunda rehberlik etmeye adıyorum. Kimileri dikkate alıyor kimileri önemsemiyor. Ancak son aylarda benim geçtiğim benzer yollardan geçen birini tanıdım ve sevdim. Kendi yaşadıklarımı yaşayan, değer verdiğim birine yapması gerekenleri nasihat etme hatasına düştüm. Amacım güzeldi. Fakat karşımdaki insan bunu yanlış anladı ve can sıkan birine dönüşüverdim. “Boğulan birine yüzmeyi öğretmek” hiçbir zaman işe yaramamıştır. Yaramadı da. Herkes kendi zamanını yaşıyor. Acaba ben ne zaman körleşeceğim diye düşünerek kitabı “en iyiler” rafıma yerleştirdim.
Şubat 2025

