Sıcak bir duş…
Tepeleme bir patates kızartması…
Kafayı bulup her şeyin unutulduğu geceler…
Sonunu düşünmeden girilen sosyal etkileşimler…
Sevilen ancak vasat insanlarla geçirilen sohbet anları…
Soğuyan havada ısıtıcıyı açarak güzelce uzanma isteği…
Daha birçok basit ve “temel” ihtiyaç engellenmiş durumda halihazırdaki yaşamımda. Bu kaçamaklar (ki normal bir insan her birini temel hak olarak görür) benim için önemli bir lüks, gözle görülür bir başarı sonucunda elde edilecek ödüllerde dönüştü uzun zamandır. Temel motivasyonum nedir unuttum. Öyle ki günlükleri açıp hatırlayacak motivasyonum da yok. Muhtemelen geçici bir anaforun içinde küçük çaplı bir savrulma yaşamaktayım. Muhtemelen…
Günlük yaşama yabancılaşıp onu canavarlaştırdık. Haklı ve hatırlamadığımız nedenleri vardı. Ancak yine o günlük yaşamında içerisinde yer almaya -şimdilik- mahkum olduğumuzdan olacak içinde yaşadığımız ne idüğü belirsiz forma da yabancılaştık. Tam anlamıyla arada kaldık.
Gelmiş olduğumuz, bilindik, kolay ve bizi tüketen istikamet çok uzak görünüyor artık. Hem geri dönmeye kalksak “boşuna mıydı bunca teptiğimiz yol?”
Gitmekte olduğumuz meçhul, zor, umut veren ancak tedirgin eden yol çok uzak görünüyor hala. Zihnin bir yanında “acaba savruluyor muyuz?” sorusuyla.
İş böyle olunca ne şimdiki anın tatlı ve küçük kaçamaklarına hevesi ne de geleceğin beklediği istikrar ve irade için motivasyonu kalıyor benliğin. Çevremdeki her şeyi yapmayı hak gören insanlar içerisinde aklım ruhumu olabildiğince değerli hissettiriyor kendi kendine.
Bu bir geçiş dönemi midir yahut yaşanması gereken bir hayal kırıklığı mı göreceğiz. Ancak toplumun ve düzenin yarattığı girdabın mahkumluğundan kaçarken kendi kendimizi prangaya vurduğumuz aşikar.

Ekim 2024