Yaşıyoruz ve sık sık gözden kaçırdığımız bir durum var. Hemen her zaman geçmişi düşünüp geleceği gözlerken içinde bulunduğumuz anın koşullarından etkileniyoruz. Geçmişi şuana göre yorumluyor yine şuandaki hislerimize göre geleceği düşlüyoruz. Öyle ki kimi zaman bunalıyor, üzülüyor, heyecanlanıyor ya da delicesine özlüyoruz. İşin içinden çıkamayıp “onsuz asla yapamam”, “bunu başaramazsam her şey biter” gibi girdaplara kapılıyor, hayatı zindan ediyoruz. Diğer yandan gündelik başarılar, mutluluklar ve zaferleri belki de fazla büyütüyor, asla başarısız olmayacakmış, unutulmayacakmışız, gözden düşmeyecekmişiz gibi kibirleniyoruz.
Belki de yaşam tam da bu nedenle heyecanlı ve merak uyandırıcıdır. Bu bilinmezlik, iniş çıkışlar bizi canlı kılıyordur. Bilinmez. Buna karşın ben artık hiçbir şeye yürekten sevinemiyor hiçbir şeyle kahrolamıyorum. İlk zamanlarda “güçlenmek” olarak nitelendirdiğim bu durum sanırım artık yüreğimin donakaldığının bir işareti. Gazelden okumuyor, hikaye anlatmıyorum. 1 Ekim, diğer bir deyişle 01.10 benim için lanetli bir gündü bir zamanlar. 2008 yılında bugün babamı kaybettim ve dünya başıma yıkıldı. Bir babayı erken kaybetmek başlı başına bir felaketken, onun yarım bıraktığı işleri toparlamak, küçük yaşta ticaretle uğraşıp ihanet ve ayak oyunlarıyla tanışmak tüm benliğimi derinden sarstı. Tam yüreğim soğuyacaktı ki, yine 01.10’da 1 Ekim’de bu sefer 2010 yılında dedem de yaşama gözlerini yumdu ve ben rehbersiz, öndersiz yapayalnız kaldım. Bu yalnızlık ve kimsesizlik içinde dünyanın acımasızlığı ile yüzleşirken uzun yıllar 1 Ekim gününü lanetleyip sokağa çıkmaya korktuğumu hatırlıyorum. Kendimin de bu kara günde başına birşeylerin geleceğinden korkup evden çıkmaz, adeta saklanırdım evimde. Üzerinden yıllar geçti ve artık zorlanarak hatırlıyorum.

Bu yazının konusu baba özlemi, ata özlemi ya da yetimlik değil. Onlar üzerine de yazdım önceleri. Bu yazının konusu tam da bunlar üzerine yazmamak aslında… Her şeyin geçmesi, unutulması ve soğuması üzerine… Yazılacak da bir şey yok. Her şey geçiyor, herkes gidiyor… Bâki kalan geçen günler ve yiten zaman… Bu nedenle fani dünya ve onun insanları heyecanlandırmıyor artık beni, yüreğimde tutku alevlenmiyor, hiçbir şey meraklandırmıyor beni artık. Her şeyin geçeceğini, hislerimin yalnızca bu anın bir illüzyonu olduğunu bildiğim lanetli bir farkındalık içindeyim. Tek bir merakım var artık; acaba bir gün tekrar hissedebilecek miyim?
Ekim-2024