Tarih inzivaya çekilen insan örnekleri ile doludur. Kimileri ulvi bir amaç, kimileri yorulduğu, kimileri şartlar öyle gerektirdiği için belli süre ya da sonsuza dek dış dünyadan soyutlar kendini. Peygamberler, ünlü komutanlar, siyasetçiler, sanatçıların biyaografilerini incelersek genellikle yaşamlarının bir bölümünde inzivaya çekildiklerini, toplumdan ayrıştıklarını görürüz. Kimileri bunu planlı ve programlı hale getirmiştir. Üretkenliğini kazanabilmek, kendine dışarıdan bakabilmek adına belli zamanlarda kendini toplumdan soyutlamıştır. Kimi topluluklar, özellikle ezoterik okul niteliği taşıyan topluluklar inzivayı bir başlangıç olarak kabul etmiştir. Öyle ki ezoterik öğretilerdeki “inisiye” bu inzivanın belli sembollerle bezenmiş, planlanmış halidir. Kimi ezoterik okullarda aday belli bir süre bir odaya kapatılır, tabuta konur, dünyevi zevklerden ya da nimetlerden el çektirilir. Böylece adayın kendine dönmesi, bu dünyadaki maddi varlıklardan özgürleşmesi en azından sembolik olarak sağlanır.
Neden İnziva?
İnziva için bir neden gerekir. Kimse durduk yere yaşamının doğal akışını bozup kendine acı çektirmez. Toplum içerisinde mutlu ve gereksinimleri karşılanan bireyler “gerçeğin” peşine düşmez. Bir motivasyonları yoktur. Birileri ise belli ipuçları tarafından daha az kullanılan, belki daha önce kimsenin keşfetmediği bu yola yönlendirilir. Değerli olanı budur. İnsan bile isteye inzivaya çekilemez. Varsıllıktan yaşamın anlamını kaçıranların Tibet tapınaklarını mesken tuttuklarını duyuyoruz. Şimdilerde yoga kampları çok popüler. Ancak ne yazık ki, bunlar pahalı turistik geziler olmaktan öteye gidemeyecektir.

İnziva için bir neden gerekir. Kendi üzerimden anlatsam daha iyi olur. Yaklaşık üç yıl önce ardı ardına yaşadığım ve şahit olduğum olaylar beni kendime dönmeye zorladı. Yaşama bakışım, davranışlarım, kişiliğimi içeren tüm sistem gözümde çökmüştü. İnandığım değerlerin toplumda bir yeri olmadığını görmem, benimle aynı değerleri savunur görünen insanların gerçek yüzünü keşfim, çevremdeki insanların sözlerinin alelade söylenen hiçbir anlam içermeyen laf-ı güzaflardan oluştuğunu anlamam beni gerçek ve yalan arasında bir cendereye soktu.
Benim için yaşamı değerli kılan her şeyin, geçmiş zaman ve kayıplar tarafından manipüle edildiğini fark ettim. Gerçekle aramda, travmalara dayalı ilüzyonlar tarafından örülen koca bir perde olduğunu anladım. Bu farkındalık, kendime yabancılaşmama neden oldu. Kendimi kaybettiğimi düşündüm. Kaybolan herkes gibi ben de sorular sormaya başladım:
Ne gerçek?
Ne doğru?
Ne iyi?
Ben neyim?
Ben kimim?
Bu sorular felsefenin konularıdır. Yanlış anlaşılmasın. Bu benim açımdan felsefi bir serüvenden çok psikolojik bir süreçti. Elbette geçmiş felsefe okumalarım bana çok büyük katkı sağladı. Ancak süreçte asıl olan şey beni manipüle eden geçmiş olaylardır. Kayıplar, aile ilişkileri, bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar, yokluk ve değer/değersizlik hissi. Tüm bunlar reaktif bir insan olmama neden olup, aslında değerli görülse de oldukça zor bir yaşama koşar adım gitmemin önünü açıyordu. En acısı kendim sandığım şey “ben” tarafından şekillendirilmemişti.
“Yaşam gerçeği saklayan ilüzyonlarla doludur.”

İşte o dönemde “zorunlu” olarak inzivaya çekildim. Tepkilerim reaktif ve manipüle ediliyorsa bir süre yaşama ve onun getirdiklerine tepkisiz kalmalıydım. Ne gerçek ne değil tam anlamıyla anlayana dek… Günlük yaşamın doğal akışında bu oldukça zor. Sosyal ilişkiler, çalışma yaşamı bizlere sürekli sirayet ediyor. Böyle bir durumda inziva amacıyla içe kapanmalar imkansız hale geliyor. İnzivaya kapanmanın bile bir lüks olduğunu o günlerde anladım. Tam da o günlerde inanması güç de olsa bir mucize gerçekleşti ve “lüks” zorunluluk haline geldi.
Pandemi…
Tüm dünyanın altını üstüne getiren o lanet virüs, karantinalar yoluyla benim kendimi tanımam için bir fırsat oluşturdu. Kararlarımızda etkili olan, davranışlarımızı ve dolayısıyla kim olduğumuzu etkileyen o ilüzyon perdesi kendiliğinden dağılmıştı. Herkes evlerinde korku içinde bekliyor, toplum o ilüzyonlarını bir kenara bırakıp en acımasız yüzünü gözler önüne seriyordu. 2020 Mart sonu başlayan o dönem sanırım yaşamımın en güzel günlerinin başlangıcıydı. Profesyonel desteklerle birlikte kaybettiğim kendimi anlamaya başladım. Oradakinin ben olmadığını keşfettim. Sonra yeni bir ben inşa etmeye başladım. Kolay değildi. Kimi durumları değiştirmeyi bırakın, kabullenmeye bile direnç gösterdim zaman zaman. Ama mesafe kat ettim. En azından sürecin bana göre en önemli basamağı olan “iç görüyü” yani kendime dışarıdan bakabilmeyi öğrendim. Böylece kendimi değerlendirmek adına önemli bir silaha erişmiş oldum.
Bu günlerde inzivamı kuvvetlendirmede bana yardımcı olacak hobiler edindim. Binek aracımı satıp bir arazi aracı satın aldım. Kamp ekipmanları toplarladım ve aracımla 10- 15 günlük turlar yapabilecek düzeye geldim. Hemen her fırsatta kimsenin olmadığı dağlar, dere yatakları, göl tabanları ve kumsallarda güncelerce, gecelerde kendimi aradım. Düşündüm…
Süreç o kadar güzel ilerledi ki, öz saygım, öz güvenim, sevmeye inancım ve huzurum arttı. Yaşama ilişkin algım değişti. Kendimi çok iyi hissetmeye başladım. İçimde hissettiğim, beni toplumdan uzak tutan Kurt’un varlığını hissetmez oldum. Çünkü kendimi güvende hissediyordum. İçimde ilk kez manipüle edilmemiş huzur ve sükûnet duygusunu hissettim.
”Ancak kendi içinde sükûnete kavuşmuş olan başka şeyleri sükûnete kavuşturabilir.” Zhuangzi
Kendime olan güvenim ve dünyaya yönelik geliştirdiğim tutum içe dönüklükten sıyrılmama toplumla sağlıklı bağlar kurmama vesile oldu, teşvik etti. Çok heyecanlıydım. Bir an önce yeni inşa ettiğim kendimi başkalarıyla paylaşmak, “sağlıklı” bir insan olarak yeni bir yaşam kurmak isteği ile dolup taşıyordum. Öyle ki yaşamımda ilk kez bir ilişkiye “kendi rızam” ve isteğimle başladım.
Ne yazık ki şimdilerde anlayabiliyorum. Aslında o günlerde kendimi inşa etmemiş, elimde olmayan sebeplerle yıllar boyu oluşmuş harabenin farkına varmıştım. Bu harabeyi oluşturan molozları kaldırmayı kabullenmiştim. Olan sadece buydu. Beni heyecanlandıran kendimin farkında olmaktı. Beni öfkelendiren, manipüle eden, yaşamımı olumsuz etkileyen şeylere yönelik geliştirdiğim farkındalıktı. Ve bu heyecan tam da zamanında gelen bir ilüzyon ile aslında tamamlanmamış olan inzivamdan çıkmama neden oldu.
Sonrasını detaylandırmak şimdilik anlamsız. Sadece kendim üzerine konuşabilirim. Hayatımda ilk kez “sağlıklı” şekilde aşık oldum ve sevdim. Bu hislerin ne kadar güçlü olduğunu ilk kez keşfettim. Öyle bir güç ki, yaklaşık bir buçuk sene uykusuzluk, yorgunluk, kaygı, korku ile cebelleşmede güç verdi bana. Ama tükendim. Hislerimde gram değişim olmasa da maalesef şartlar beni buna zorladı. Şartları dengelemek için büyük kumar oynadım. Şansım ne yazık ki yaver gitmedi. Yaver gitmeyen şansımı çok zorladım. Olmadı. İyice batırdım. Sürecin ağırlığı fizyolojik, ekonomik, duygusal ve psikolojik olarak ağır bir fatura getirdi. Başlarda şansımı, etrafımdakileri, ülkeyi, dünyayı suçlamak kolay geldi. Neyse ki bu hatadan çabuk sıyrıldım. Mecburi olarak bir süre önce koşarak kaçtığım harabeme, kendime geri döndüm. İşlerin böyle olmaması gerektiğini düşünebilir bu satırları okuyan. “Yahu madem sevdin, sevgine karşılık buldun, neden tükendin?” sorusunu duyar gibiyim. Maalesef bizim gibiler için böyle. Günümüzde sevmek, sevmeyi resmi nişanelerle taçlandırmak için sadece sevmeniz yetmiyor. Arkanızda bir sermaye, sosyal destek olmadıkça, bir diğer deyişle şartlar eşit olmadıkça başarmanız karşı tarafın (hiç de zorunlu olmayan şekilde) insafına kalıyor.

Ve böylece ilk kez, biraz da mecburiyetten kendimi kaybetmeye gönüllü oldum. Kendimi tekrar inşa için bu kaybı yaşamanın zaruretini anladım. Ancak bu kez yöntemine uygun, kusursuz bir inziva için kolları sıvadım. Şairin dediği gibi;
“Kimi zaman insan evini yakmalı,
Sokağa çıkıp bir sigara yakmalı ve savrulan külleri izlemeli”
(Detayları zaman içerisinde “Yolculuk nereye?” sayfasında paylaşılacak.)
Peki yöntemine uygun, kusursuz bir inziva nasıl olmalı? Bilmiyorum. Öğreniyorum. Şimdilik aşağıya sıralamakla yetineceğim. Zaman içerisinde döner bakar, durumu hep birlikte değerlendiririz.
Yöntemine Uygun, Kusursuz Bir İnziva
1-) Motivasyon
Neden inzivaya çekilmelisin? Buna değer mi? Yaşamın yolunda gidiyorsa, bizzat kendin yaşamının yolunda gittiğini hissediyorsan inzivaya gerek var mı? Bence yok. Yaşamın yolunda gitmediğini, bir şeylerin yanlış olduğunu yürekten hissediyorsan inziva için motivasyona sahipsindir. Zaman zaman dönemsel gerçekleşen buhranlardan yaşamına “yeni” şeyler katarak çıkabiliyorsan, çıkmayı umuyorsan ya da bunu umut ediyorsan burada vedalaşalım.
2-) Cesaret
Denedin olmadı! Yaşamını, düzenini değiştirdin. Spora başladın. Ve belki bir kedi aldın evine. Ama bir türlü olmadı…İki yolun var. Zihnini, vicdanını askıya alıp uyum sağlayacaksın. Mutluymuş gibi yapacaksın. Ya da kibriti alıp çakacaksın ve dışarı çıkacaksın. Her şeyi kaybetme cesaretin olmadan inziva şekilsel, yüzeysel olmaktan ileri gidemez. Amacına ulaşmaz. Eğer bu süreçten “yeni bir ben” ile çıkmaksa amacın o harabenin molozları altından çıkıp sana dair ne varsa yakıp yıkman gerekir.
3-) Uzaklaş!
Yaşam gerçeği gizleyen ilüzyonlarla doludur. Bunu günümüzde hemen her gün deneyimliyoruz. Özellikle sosyal medyadan tanıştığımız insanlar. A kişisi twitter’da filozof, instagramda rafine zevkler ile gününü geçiren, facebookta ise duyarlı bir birey. Ne kadar mükemmel. Fakat A kişisini günlük yaşamda tanıdığınızda ve biraz zaman geçirdiğinizde işler bulanıklaşıyor. İlüzyon perdesi sıyrılıp gerçekler ortaya çıkıyor. Eğer siz “gerçek bir ben” inşa etmemişseniz bu ilüzyonlar (tıpkı benim bizzat düştüğüm gibi) tarafından manipüle edilmez işten bile değil. Dolayısıyla şartlarınız el verdiğince her şeyden, herkesten uzaklaşmanız, beklentilerinizden arınmanız, tüm odağınızı kendinize yöneltmeniz çok önemli. O halde kendimize yaklaşmanın yolu, zor olsa da çevremizden uzaklaşmak olmalıdır.
4-) Dürüst ol: Kendini tanı.
Sen kimsin?
Günlük yaşamın rollerinden, sana biçilen kimlikten sıyrılıp aynaya baktığında ne görüyorsun?
Burada yalan söylemene, rol kesmene gerek yok. Aynaya bak. O gördüğün insanı sevip sahiplenebilir misin?
O insanın nelere ihtiyacı var daha iyi bir insan olmak için? Sırala.
Sıraladıklarını sına! Sınanmayan hiçbir şeyin gerçekler dünyasında ederi yoktur. Kendini tanı ve tanıdığın kişi sına. Bir heykeli yontarmış gibi şekillendir kendini. Burada modellerden yararlan. Model seçimi sana kalmış. Ne olmak istersin?
Başarılı bir insan mı? Mutlu bir eş mi? Zengin olmak mı? O zaman yollarımız ayrılıyor. Kendinin içine başkalarını karıştırdın. Kendini bulandırdın.
Aynada sadece kendine bakanlar, bakmaya cesareti olanlarla devam edeceğiz. Ne olmak istersin? Buna karar ver. Böylece kim olduğunu göreceksin. En azından elinde bir harita olacak.
5-) İnşa et
O aynada gördüğün seni inşa et. Kendini tekrar yarat. Yarattığın insanı sına. Tekrar aynanın karşısına geç. Onu tanı. Beğendiklerin kalsın, gözüne çarpanları yont. Arkana bile bakma. Ve şimdilik inziva içinde, sis tabakasının arkasında yaşamaya devam et. Dedim ya sonrasına sonra bakacağız….
2021
