Günümüzde gençler, erişkinler ve hatta yaşını almışlar yaşama dair “hedef”ler belirliyorlar. Gençlerin gözü kariyerde. Kariyer dediğimiz geniş yapı ise mesleğe, meslekten kazanılan ücrete indirgenmiş durumda. Erişkinler yolunda gitmeyen şeyleri değiştirmek yerine onları kabullenmeye odaklı, pozitif psikoloji akımının peşinde kavramları ve doğruları kendi iyi oluşlarına alet ediyorlar. Yaşını almışlarsa gerçekleştiremedikleri kendilerini kutsama peşinde. Ekseriyeti varış noktasına dayalı bu bakış açısı oldukça materyalist öğeler içeriyor. Kimse durup düşünmüyor. Yaşam da bunu bilircesine durup düşünmeye fırsat vermiyor.

Akademik ilgi alanım olması açısından dersine girdiğim gençleri bu konuda sürekli yokluyorum: “Ne yapacaksın?”
Yanıtlar ağız birliği yapılmış, önceden anlaşılmış gibi… Şu işi yapacağım, şu kadar kazanacağım, şurada yaşayacağım, şununla yaşayacağım…
Peki yaşamdan beklentin ne? “Mutlu olmak”.
Nasıl mutlu olunur? “Şu işi yaptığımda, şu kadar kazandığımda, şurada yaşadığımda, şununla yaşadığımda…”
Peşine bir soru daha soruyorum: “Nasıl yaşayacaksın?”
Önce kısa süreli bir bakış, ardından göz kaçırma, ardından üstün körü bir şeyler uydurma tepkilerini gözlüyorum. Maalesef. Nasıl yaşayacağımızı düşünmedik, düşünmeyi öğretmediler bizlere…
O halde biraz bu konu üzerine sohbet edelim. Elbette konu derin ve ben nasıl yaşanacağını buyuracak bir kaynak değilim. Buna karşın yaşam tarzım bu konuda bir şeyler söyleyecek deneyimi fazlasıyla sunuyor.
Her genç gibi ben de özellikle lisans yıllarımda istedim. Hayal ettim. Yaşam hedeflerimi varış noktalarıyla ifade ettim. O aracı istedim, şu mesleği istedim… İlk gençlik yıllarımı da bunlara ulaşmak için harcadım. İyi de ettim. Hiçbir zaman bir günü nasıl geçirmek isteyebileceğimi düşünmedim. Düşünemezdim de…
Elde ettiklerim tahmin olunur ki bana yetmedi. Evlenmeyi de arzu ettim. Topluma katılmayı, bir aile kurmayı istedim. İçinde yaşadığım insanlar gibi, onların döngüsünde var olmayı amaçladım. İtiraf etmeliyim: Kendime yaptığım en büyük haksızlık bir zamanlar onlar gibi yaşamak istemek, bunu hayal etmekti. İşte bunu beceremedim. İstememe rağmen imkanlarım ve talihim el vermedi. Kalp kırıklığı, sitem ve diğer olumsuz duygular yerini dinginliğe bıraktığında, bir hiçliğe savrulmuşken nasıl bir girdaptan kurtulduğumu fark ettim. Hırs ve ihtiraslara dayalı olarak tercih ettiğim ve uğruna yıllarımı verdiğim mesleğimin bana sağladığı zaman ve nispeten konforda düşünebilme imkanına eriştim.
Son birkaç yılda öyle bir savruldum ki odağım hedeften sürece kaydı. O eski hedeflere ulaşmanın imkansızlığından mıdır bilinmez, “madem beceremedim elimdekine sarılayım” diyerek etrafıma baktım.
Nasıl yaşamalıyım? Sabah kalkınca ne yapmalı, ne yemeliyim? Günü nasıl geçirmeliyim? Neler okumalı? Kimlerle sohbet etmeliyim? Akşamı nasıl etmeliyim? Nasıl uyumalıyım? Ve aylardır tüm dikkatim burada.
Buna odaklandığımda yaşamımdaki tüm tercihlerimi şekillendirmede eksiksiz bir şablon elde etmiş halde buldum kendimi. İstediklerime göre yaşamak yerine yaşamıma göre istiyorum. Etkileşime gireceğim insanlar, yapacağım işler, okuyacağım kitaplar, gezeceğim yerler tamamen kendime kalmış. Kontrol edemeyeceğim şeyleri şimdilik kabullenip, bunları ileride lehime değiştirmek üzere planlar yapıyorum ve yaptığım planlar neticesinde dümeni kırıp ilgili istikamete yol alıyorum. Söylemek gerekir ki marjinal yön değişiklikleri bunlar. Detayları “Yolculuk nereye?” sekmesinde mevcut.
Geçmişe yönelik hayal kırıklıklarım, pişmanlıklarım ve üzüntülerim var. Ancak o girdaba kapılıp savrulduktan sonra yaptığım deliliklerin hiçbirinden pişman değilim. Soğuktan titrerken, sıcaktan terlerken, elde çamaşır yıkarken, 10 metreküplük bir tenekeye yaşamı sığdırırken, çeşmeden su doldurup, soğuk suyla yıkanırken yaşadığımı hissediyorum.
Gerçekten böyle mi yaşanmalıdır? Bilmiyorum. Diğer yandan yaşamı rasyonel, maddi amaç ve hedeflere bağlama hatasını bir daha yapmaya hiç niyetim yok. İyi midir kötü müdür bilinmez fakat kendim gibi, herkesten farklı yaşıyorum. Bana nasıl yaşamam gerektiğini öğreten talihe gülümsüyorum. Vazgeçmeyi öğreten talihe.
29.04.2024
