Yaşam hemen her gün yaptıklarındır. Her gün yaptıklarınsa gerçek seni işaret eder. Zihnimizdeki düşüncelerden, algılarımızdan, tutumlarımızdan ziyade eyleme döktüklerimiz bizi yansıtır.
Bir süredir “anlamlı” bir suskunluk içindeyim. Birkaç yıl önce biraz küstüm, biraz usandım ve sustum. Toplum içerisinde zorunlu olan görevlerim dışında herhangi bir etkileşime girmedim. Girmedikçe gördüm ki, aslında konuşmanın bir anlamı yokmuş. Sen konuş ya da konuşma, zaten her şey olacağına varıyormuş. Kimsenin kimsenin kalbini, yüreğini ve niyetini anlamak gibi bir derdi yokmuş.
Bunu anladıkça içinde olduğum suskunluk sürekli hale geldi. Her zaman bir derdi olan, düşüncelerini paylaşmak üzere yazan biri olarak birkaç yıldır eski tempomdan oldukça uzağım. Oysa henüz 4. sınıftayken ilk kapsamlı çalışmam olan “Sosyalist Manifesto” için bütün bir yaz tatilimi harcamış, olgunlaşmamış fikirler için boyumu aşan kitapları okumaya çabalamıştım. Yine henüz ülkemizde “blogger”lık kalça, dudak, göğüs, lüks araba anahtarı göstermekten ziyade düşünce paylaşımı işlevi taşırken mütevazi bloğumda düşüncelerimi, fikirlerimi paylaşırdım. Okunmak, beğenilmek ya da takdir edilmek gibi bir motivasyonum olmaksızın sadece yazmak ve kafamda evirip çevirdiklerimi anlamlı bir bütün haline getirmekten keyif alırdım.
Ne oldu bilmiyorum, 3-4 yıldır içinde bulunduğum savrulma hali beni yazmaktan alıkoydu. Suskunluğum bir alışkanlığa dönüştükçe dilsizleştim. Belki de zihin yoğunluğu ve fazla düşünceden olacak ki bir iki kelimeyi bir araya getirecek gücü bulamadım kendimde. Öyle ki bu dilsizlik hali kendimi unutmama neden oldu.

Bu adam nasıl düşünürdü?
Nasıl tepkiler verirdi?
Neyi önemserdi?
Nelerden nefret ederdi? Hatırlayamaz hale geldim. Tüm dünya, deneyimlerim, gözlemlerim ve fikirlerim flu bir ufukta birbirine nüfuz etti ve özgünlüğünü yitirdi. İlk bakışta çok düşünen, çok bilen ve hatrı sayılır yaşam deneyimi olan bu adam hiçbir şey yapmaz, kımıldamaz hale geldi. Bir diğer deyişle hiç kimse oldu.
Günlük yazıyorum zorlayarak. Lakin yazarken kendimi yaşlılıktan eli kolu tutmayan birinin dikte ettiği şeyleri kopya ediyor gibi hissediyorum. Halihazırda yalnız yaşayan bir insan olarak hayat beni öyle bir yere savurdu ki tüm zamanımı birlikte geçirdiğim, birlikte uyandığım, çalıştığım, yemek yediğim, nefes aldığım insana uzak hissediyorum. Yabancıyım aynada baktığım insana. Benimle bile konuşmaz, paylaşmaz, ağlamaz ve gülmez bir hale geldi. Dolayısıyla bir derdi, tasası, değiştirme şevki kalmadı. Yazmaz oldu….
Bugün ona meydan okuyorum. Bu kadar suskunluk artık yeter. Bu dipsiz kuyuya haykırmanın bir anlamı olmadığı gibi bir zararı da yok. Yazdıkça aynı beden içinde yaşadığım bu küskün, dargın yabancıyla tekrar tanışmayı umuyorum.
28.04.2024
