Güzeli düşlüyor, sahip olmak istiyoruz. Hemen her boyutta, yaşamımızı güzelliklerle doldurmak istiyoruz.
Güzellik için bedel ödüyor, cefa çekiyoruz.
Güzel bir kadın, güzel bir erkek…
Güzel bir şehirde yaşamak…
Güzel çocuklara sahip olmak…
Güzel bir ev, araba almak…
Hemen herkesin sahip olmak isteyeceğini düşlediğimiz şeylere sahip olmak.
Ekseriyet böyle düşününce toplum güzelliği kutsuyor. El üstünde tutuyor. Değerli kılıyor. Peki ne mi oluyor?
Güzel olmak yerine güzel görünmeye değer veriyoruz. Anlamdan çıkıp şekle tapıyoruz. Olmak yerine olmuş gibi yapıyoruz. Hemen her yerde görebiliriz bunu.
Erkekler fitness salonlarında geçiriyor gününün yarısını. İlaçlar, tıbbi destekler alıyor bünyesine.
Kadınlar botoks, gerdirme ve bilmediğim bin türlü hile ile savaş açıyorlar çirkinliğe.
Müteahhitler “lüx” evler inşa ediyor parlayan ledlerle.
Manav ışıldayan meyveleri koyuyor tezgahının üstüne.
Öğretmen en iyi öğrencilerine soruyor tüm soruları.
Şehrin en güzel mahallelerine gidiyoruz gezmeye.

Hemen her yönüyle güzelliğe tapınıyoruz, yakın olmak, sahip olmak istiyoruz. Öyle ki güzellik bağlamından kopup bir araca dönüşüyor.
Güzel görünen vücutların arkasında kompleksli, paranoyak yürekler,
Lüx evlerin arkasında demiri, betonu kalitesiz inşaatlar,
Güzel reyonların arkasında farelerin cirit attığı depolar,
Görmezden gelinen “yoksul” çocuklar,
Yol değiştirilen mahalleler.
Sahip olunduğunda tüm gerçekliğiyle karşına dikilen o kokuşmuşluk, o hayal kırıklığı ve güzelin ardında saklanan çürümüşlük!
Öyle bir hale geldi ki güzelin mevcut durumu, ben artık güzellikten kaçar oldum. Çevrede ne güzelse, güzel görünüyorsa altından bir bit yeniği çıkacağına emin hale geldim. Biliyorum ki tabiatı güzel olmasa da bir yolunu bulup güzel görünebiliyor her şey, herkes. Güzelliğe güvenmiyorum. Güzel görünen şeyler ruhumda bir ağırlık, karnımda bir tiksinmeyi tetikliyor. Orada, bütün gerçekliğiyle bana kucak açan çirkinliği düşlüyorum.
20.03.2022
